Cumartesi, 25 Nisan 2020 23:11

Küreselleşme ve Yönetim Öne çıkarılmış

Yazan
Ögeyi değerlendirin
(0 oy)

Küreselleşme, son yirmi yıl içerisinde, gerek uluslararası politika ve diplomasi alanında gerek bu alana ait akademik çalışmalarda en çok kullanılan terimlerin başında gelmektedir.

Bu özelliğine rağmen, küreselleşmenin genel kabul gören bir tanımı bulunmamakta, bu kavram birbirinden farklı anlamlara gelebilecek şekilde kullanılmaktadır. Küreselleşmek, Türk Dil Kurumu Güncel Sözlüğünde “Dünya milletlerini ekonomi, siyaset ve iletişim bakımlarından birbirine yaklaşmaya ve bir bütün olmaya götürmek” olarak tanımlanmıştır. Birçok bilim adamının küreselleşmenin köklerini modern zamanlara dayandırmasına rağmen bazıları Avrupa keşifler çağı öncesine dayandırmaktadır.
Taylor’un Bilimsel Yönetim Teorisi, endüstri devriminin ardından 1910’lu yıllarda Amerika’da büyük ilgi gördü ve gittikçe yaygınlık kazandı. Yakın yıllara kadar özellikle batılı ülkelerce ısrarla uygulanan bu teori, esasen hızlı sanayileşme sürecinin ardından iş gücünün daha verimli olarak kullanılabilmesi için ilmi teklifler getiriyordu. Ancak bu yaklaşım, çalışanı aynen bir makine gibi sadece üretken bir araç olarak değerlendiriyor ve insanın sosyal ve psikolojik yönünü gözardı ediyordu. Şirket içi yapılanma ve çalışmalar arasındaki münasebetler de, benzer şekilde mekanik birer görünüm arzetmekteydi.
19. yüzyılın sonlarından 1914’lere kadar geçen dönemde, küreselleşmenin, özellikle iktisadi anlamda, oldukça ileri bir seviyede olduğu görülmektedir. Bu dönemde, uluslararası ticaretin önündeki engel ve tarifeler yok denecek seviyelere gerilemiş, küresel piyasaların entegrasyonu derinleşmiş, ulaşım maliyetleri ve uluslararası alanda kişilerin serbest dolaşımı önündeki kısıtlamalar en düşük seviyelere inmiştir.
Küreselleşme lehinde gelişen bu hava, 1914’lerden 1945-50’lere kadar süren evre içerisinde ise tersine dönmüştür. I. Dünya Savaşı ile başlayan, Büyük Bunalım ile devam eden ve II. Dünya Savaşı’nın bitmesi ile sona eren bu dönem, küreselleşme dinamiklerinin ve global entegrasyon akımlarının ciddi bir biçimde sekteye uğradığı bir dönemdir. Siyasi anlamda aşırı-milliyetçilik, iktisadi anlamda korumacılık ve kendi kendine yeterlilik türündeki eğilimler bu dönemin tipik özellikleridir.
1950’li yıllara gelindiğinde işletme örgütleri giderek büyümüş ve çalışanların sayısı artmıştır. Teknolojik gelişmelere bağlı olarak üretim yöntemlerinde değişmeler olmuş ve daha nitelikli insanların çalıştırılması gereği ortaya çıkmıştır. Bunun yanı sıra çalışanların eğitim ve kültür düzeylerinin yükselmesi, onların beklentilerinde ve gereksinimlerinde değişime neden olmuştur. Tüketicilerin bilinçlenmeye başlamaları ürünlerle ve hizmetlerle ilgili gereksinimlerini ve beklentilerini değiştirmiştir. Bütün bunlara ilave olarak uluslararası ilişkilerin de gelişmeye başlamasına bağlı olarak rekabet artmıştır. Sonuç olarak bu değişimler ve gelişmeler, işletme örgütlerinin klasik yönetim ilkeleriyle yönetilmesini güçleştirmiş, yeni ve farklı yaklaşımlar gerektirmiştir.
1945-50 sonrası dönemde ve özellikle 1980 sonrasında ise küreselleşme büyük bir ivme kazanarak benzeri görülmemiş bir seviyeye ulaşmıştır. Bu durumun türlü nedenleri mevcuttur. Ekonomik anlamda, uluslararası ticaret hacmi ve uluslararası sermaye akımlarının hızı daha önceden eşi görülmemiş seviyelere erişmiş, küresel üretim süreçleri büyük bir dönüşüm yaşamıştır. Öte yandan, özellikle II. Dünya Savaşı sonrası dönemde böyle büyük bir savaşın bir kez daha yaşanmamasını teminen, siyasi küreselleşme ivme kazanmıştır. Ayrıca, teknolojik anlamda, bu dönemde, yerkürenin hemen her kesimini etkisi altına alan bir iletişim devrimi yaşanmıştır. Son olarak ve bilhassa 1980 sonrasında, küreselleşmenin çevresel, demografik ve kültürel boyutları da dünya gündeminin ilk sıralarında yer almaya başlamıştır.
 1980'li yıllardan sonra önem kazanan küreselleşmeyle birlikte “yerel rekabet”ten “küresel rekabet”e geçiş yaşanmıştır. Son 20-30 yıllık döneme bakacak olursak, şirketler temelinde de kıyasıya rekabet, piyasayı şekillendiren önemli unsur haline geldi. Ünlü yönetim bilimcisi Peter Drucker, bu dönemi tanımlamak için “imhacı rekabet” ve “düşmanca ticaret” ifadelerini kullanmaktadır. Daha güzeli, daha iyiyi, daha az emelde üretmek yerine esas gaye, “rakipleri imha etmek” şeklini almıştır.Böylece, iç pazarda artan rekabete ilave olarak, dış pazarlarda da rekabet “imhacı” bir nitelik almıştır. Bu döneme damgasını vuran küreselleşmenin, belki de en açık sonucu, rekabetin giderek artan bir yoğunlukta sertleşmesidir. Bu dönemde, dünyadaki uluslararası şirketler hızlı pazar değişiklikleri, ürün ve üretim teknolojisi değişiklikleri ve giderek zorlaşan rekabet koşullarından önemli ölçüde etkilenmeye başlamışlardır. Bu yeni ortamda başarılı olan işletmelerin/ülkelerin yeni kalite ve yönetim felsefesini benimseyen işletmeler oldukları görülmektedir. Çünkü rekabetin temel silahı “kalite”dir ve bu da kendini sürekli yenileyen sonsuz bir süreç niteliğindedir. Yeni kalite ve yönetim anlayışı, sadece ürün bazında değil, organizasyonlarda yönetim, çalışanlar ve çalışma kademelerini de içine alan bir dizi yeniden yapılanmayı gündeme getirmektedir.
Kalite, son yıllarda yönetim alanında en çok konuşulan kavramların başında gelmektedir. Kalite konusunda ABD ve Japonya’daki çalışmaların sentezi neticesinde Toplam Kalite Yönetimi adı verilen bir yeni yönetim anlayışı ortaya çıkmıştır.
Yine özellikle 1990’lı yıllardan itibaren strateji kavramının ve buradan hareketle Stratejik Yönetim adı verilen bir yeni yönetim anlayışının organizasyonlarda giderek önem kazandığını görüyoruz. Giderek artan rekabet ve bunun getirdiği fırsatlar, tehlikeler ve riskleri önceden öngörebilmek ve doğru strateji seçimleri yapabilmek için stratejik yönetim anlayışının tüm organizasyonlarda uygulanması önem taşımaktadır.
Stratejik yönetim, bir organizasyonun amaçlarına ulaşabilmesi için etkili stratejiler geliştirmesini, bunların planlanmasını, uygulanmasını ve kontrolünü ifade eder. Bir başka ifadeyle, stratejik yönetim, yoğun bir rekabetle yüzyüze bulunan şirketlerin rakipleri ile yarışabilmeleri için ne yapmaları, ne tür stratejiler izlemeleri gerektiğini inceleyen bir araştırma alanıdır.
Yeni yönetim anlayışının diğer iki önemli boyutu “insan” ve “bilgi”dir. Son yıllarda İnsan Kaynaklarının Yönetimi ve Bilgi Yönetimi alanında insan ve bilgi kaynaklarının nasıl en iyi şekilde yönetilebileceği irdelenmektedir.
İnsan kaynaklarının yönetimi, organizasyonun amaçlarına (karlılık, verimlilik, kalite vs.) ulaşabilmesi için tüm çalışanların en etkin ve verimli bir şekilde kullanılmasıdır. İnsan kaynaklarının yönetimi, insan kaynaklarının planlanması, geliştirilmesi, eğitimi, motivasyonu, performans değerlendirilmesinin yapılması, yönetime katılması ve saire konuları içeren bir alandır. Çalışanlar, artık zamanları ve fiziksel güçleri satın alınan ya da kiralanan, kendilerine verilen sınırlı görevleri soru sormadan yerine getiren, aşırı derecede itaatkâr, sadece para için çalışan bireyler değil; eğitimli, çeşitli yetkinliklere sahip, para dışında motivasyon yolları arayan, katılımcı, yaratıcı, yenilikçi, inisiyatif kullanabilen, örgüte körü körüne bağlanmayan, kariyerlerini geliştirmek için çaba harcayan bireylerdir.
Yeni yönetim felsefesi aynı zamanda “bilgi odaklı yönetim” olarak da adlandırılmaktadır. Bilgi odaklı yönetim, dünyadaki başlıca yeni temel teknolojilerin organizasyonda kullanılması demektir.
Küresel rekabette örgüt yapılarının yenilikçi, yaratıcı, esnek ve bilgiye dayalı olmaları önemli bir gerekliliktir.
Yeni süreçte, organizasyonda geleceğin sistemlerini geliştirebilmek ve çalışanların yüksek motivasyona sahip olabilmelerini sağlamak için, yönetimin, çalışanları performans değerleme çalışmalarına tabi tutması kaçınılmaz bir olgu haline gelmektedir. Üretimde kazanç, artan fiziksel çabalarla değil, artan koordinasyonla sağlanabilir. Bu da, ancak işletmenin tüm çalışanlarının düzenli ve objektif bir biçimde “ performans değerleme” ve “sürekli geliştirme”ye tabi tutulmaları ve karar verme, planlama ve inceleme süreçlerine katılmalarıyla sağlanabilir.

Okunma 77 kez Son değişiklik Cumartesi, 25 Nisan 2020 23:11
Yorum yapmak için oturum açın