GIDA SEKTÖRÜNDE DEVLETİN YANLIŞ VE GEREKSİZ UYGULAMALARININ YILDA MALİYETİ 963 MİLYON AMERİKAN DOLARIDIR
Mesleğe başladıktan sonra çalışma alanlarım ve yaptığım uzmanlık gereği gıda ile ilgili yaşanılan sorunları, mesleğin bu alandaki etkinliği ve benzeri konularla ilgilenmeye ve çözüm önerileri üretmeye çalıştım. Bunları mesleki ve sektörel dergilerde ilgilileri ve kamuoyu ile paylaştım. Özellikle bu alanda devletteki çok başlılığın tüketiciyi korumadığı gibi sektöre de zarar verdiğini hep dile getirdim.
Ancak aradan uzun yıllar geçmesine rağmen bir gelişme ve düzelmenin olmaması hayal kırıklığı yaratmaktadır. En son yaşanan olumsuzlukları parasal boyuta çevirirsek belki daha dikkat çekici olur düşüncesi ile kalem kalem yanlış ve gereksiz iş ve işlemlerin hesaplanabilecek olanların maliyetini çıkarmaya çalıştım. Bunu doğru yapmak için sağlıklı istatistik ve bilimsel veriler gerekecektir. Ancak eldeki veriler ve tahminlerle yılda gıda sektörüne verilen zararın 963 milyon amerikan doları olduğu hesabına ulaşıldı.

Tarım Bakanlığı tarafından tartışmaya açılan gıda ile ilgili kanun tasarısı için tüm tarafların katıldığı toplantılarda; bazı meslek mensuplarının kendi menfaatleri nedeniyle 5179 sayılı kanunun devamını sağlama gayretlerine anlayış göstermek mümkün olabilir. Ancak sektör temsilcilerinin mevcut uygulamayı savunmalarına akıl sır erdirmek mümkün görülmemektedir. En son Veteriner Hekimler Derneği adına katıldığım böyle bir toplantıda sektör temsilcilerinin mevcudu savunmalarına karşın, uğradıkları zararların parasal boyutu ile dile getirilmesi konusunda ikna edilememişse bile akıllarda soru işaretleri kalmıştır. Çünkü sektör adına katılanlar sektörün menfaatlerinden ziyade, mensup oldukları mesleklerin menfaatlerini ön plana çıkarmaktadırlar.

Zararın dayanaklarını ve hesaplamalarını içeren makale Performans gazetesinin mart 2008 yayınlanmıştır. Ekte siz değerli meslektaşlarımın incelemesine de sunuyorum.
Sorumlu Yönetici

5179 sayılı kanunun 6. maddesi;? Gıda maddeleri ve gıda ile temasta bulunan madde ve malzemeleri üreten işyerlerinde, üretimin niteliğine göre sorumlu yönetici istihdamı zorunludur. Sorumlu yönetici olabilmeye ve sorumlu yöneticilerin yetki, sorumluluk ve çalıştırılmalarına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir? demektedir. 3. madde ise ?Gıda mevzuatına uygun üretim yapmaktan, işverenle birlikte sorumlu olan yöneticiyi? olarak tanımlamaktadır. Madde gerekçesi incelendiğinde; gıda üretiminde ekonomik kayıpların önlenmesi ve gıda güvenliğinin sağlanması olarak ifade edilmektedir. Kanuna göre çıkartılan yönetmeliğe göre kimlerin sorumlu yönetici olacağı, kaç işyerine bakacağı belirlenmiştir. Yönetmelik incelendiğinde işyerinin durumuna göre bir kişinin 5 yere bakmasına imkan verildiği , gıdayla çok az ilgisi olan mesleklere sorumlu yöneticilik vasfı tanındığı, sorumlu yöneticinin yetki ve sorumluluğunun tam belirlenmediği vs görülecektir. Kanunda ceza hükümlerini düzenleyen 29 madde incelendiğinde en düşük cezanın ?sorumlu yöneticiye? verildiği ve bu cezaya da sorumlu yöneticinin görevini gereği gibi yerine getirmemesinin neden gösterildiği görülecektir. Görevini gereği gibi yapmamanın ölçüsü dünyada ve ülkemizde keşfedilmediği için ceza vermekte mümkün görülmemektedir. Kanundaki bu şekli ile adet ta ?sorumsuz yönetici? demek daha doğru olacaktır. Böyle bir uygulamanın gıda güvenliği ve ekonomik kayıpların önlenmesi ile uzaktan yakında ilgisi bulunmamaktadır. Daha çok beli meslek gruplarına iş imkanı yaratmaya yönelik bir uygulama olarak görülmektedir. AB mevzuatı ve uygulamaları incelendiğinde böyle bir uygulamanın olmadığı görülecektir. AB ülkelerinde sadece mezbaha ve et işleme ve parçalama ünitelerinde ?Resmi Veteriner Hekim? çalıştırma zorunluluğu mevcut olup, görev alacak hekim sınavla alınmakta, 200 saat ek eğitim verilerek görevlendirilmekte, ücretini devletten almakta, işyerinde kamu adına her türlü yetkiyi kullanmakta, üretilen her ürüne işaretini vererek sorumluluk almaktadır. Gıda güvenliği ancak böyle sağlana bilinir. Gıda sektörünün büyükleri ve kurumsallaşanları gelişmelerine ve gıda güvenliğine katkı sağlayacak çok sayıda konu uzmanı eleman çalıştırmaktadırlar. Küçük işletmeler ise yukarıda da izah edildiği gibi diploma kiralama şeklinde işlerini idare etmeye çalışmaktadırlar. Uygulamada ?sorumlu yönetici? nın gıda güvenliğine ve ekonomik kayıpların önlenmesine katkı sağlaması mümkün görülmemektedir. Bu nedenle gıda sektörünün % 90 nından kanunla zoraki ?sorumlu yönetici? çalıştırılması sağlanmaktadır. Geriye kalan % 10 da kendisi ihtiyaç gördüğü için uzman personel istihdam etmektedir.

Ayrıca gıda ile temasta bulunan ambalaj malzemesi üreten işyerlerine de ?sorumlu yönetici? atanması zorunlu hale getirilmektedir. Yönetmeliğin 29. maddesinin d) maddesine göre gıda, ziraat, makine, petrol, endüstri, kimya mühendisleri veya kimyagerleri bu işyerlerinde istihdamı zorunludur. Yönetmeliğe göre gıda ile temas iç ambalaj mı? Dış ambalaj mı? Olduğu belli olmayan bu yöneticinin makine endüstri petrol vb mühendislerin de sorumluya dahil olmasının gıda güvenliği ile ilgisini kavramak mümkün değildir. Yönetmeliğin 29. maddesinin e) fıkrasına göre karton mukavva vb işyerlerine beş işyerine bir? sorumlu yönetici? nin atanmasını da yeterli görmektedir. Karton ambalaj üreten işyerinde Gıda veya ziraat mühendisinin sorumluluğunun nerede başladığını, gıda güvenliğine ne kadar faydalı olacağını kavramak mümkün görülmemektedir. Gıda ile doğrudan temas eden ambalaj malzemesinin devletin yetkili otoritesi tarafından numune alınarak periyodik kontrolü gerekmektedir. Ambalajın güvenli olup olamayacağı ancak bu şekilde tespit edile bilinir. Onun dışında sanayicinin hangi meslek mensubunu çalıştıracağına kendisinin karar vereceği bir husustur.

Yönetmeliğe göre perakende satış yeri olarak gözüken hipermarketlerdeki et parçalama işyerlerinin de ?sorumlu yönetici? çalıştırması zorunludur. Bu alanda görev yapan meslek mensuplarının da ?diploma kiralama? dan öteye gıda güvenliğine bir faydalarının olduğunu söylemek mümkün görülmemektedir.

Ülkemizde gıda üreten işyeri sayısı Tarım ve Köyişleri Bakanlığı verilerine göre 27.000 (TÜİK verilerine göre ise 35.000-40.000) dır. Bunlardan %10 ister mecburi olsun ister olmasın zaten konu uzmanı çalıştırmaktadır. Geriye kalan %90 da kanuni zorunlulukta çalıştırmak zorunda kalmaktadır. Buda 24 300 işyerinin ihtiyacı olmadan kanunun getirdiği zorlamada dolayı ?sorumlu yönetici? çalıştırdığını göstermektedir. Gıda ambalajı sanayi sayısı da tahminen 2000 dır(Ambalaj Sanayicileri Derneğinin toplam tahmini 5000dır) Sorumlu yönetici çalıştıran perakende satış yeri olarak gözüken hipermarket sayıda 7200 dır. (Kaynak kobifinans internet sayfası) Bu durumdan kanunu getirdiği zorlamadan dolayı toplam 33500 işyeri ihtiyacı olsun olmasın zorunlu olarak sorumlu yönetici çalıştırılması öngörülmektedir. Çalıştırılan bu kişilere ortalama asgari ücret ödendiği varsayılırsa SSK primi vergi vb. bir kişinin işverene maliyeti 889 YTL yıllık maliyeti ise 10 668 YTL dır. Tüm gıda sektörüne yıllık maliyeti ise (33 500x 10 668)= 357 378 000 YTL dır. (357 378 000:1.174)= 304 410 562 Amerikan Doları gıda sektörüne lüzumsuz harcama olarak kayda girmektedir.

Ruhsat Bolluğu

Gıda üreten işyerleri 5179 sayılı kanunun 4. maddesine göre çalışma izni, gıda sicili ve üretim izni almaları zorunludur. Bu kavramların tanımı kanunda ve ilgili yönetmeliğinde yapılmamıştır. Herkesin bildiği ?reklam?, ?denetim? vb tarifler yapılırken her nedense bu tarifler yapılmamıştır. Diğer taraftan aynı işyerleri 3572 sayılı kanuna göre ?işyeri açma ve çalıştırma ruhsatı? 5393 sayılı kanuna göre de ?gayrı sıhhi müessese ruhsatı? , işyeri fabrika niteliğinde ise 2872 sayılı kanuna göre ?çevresel etki değerlendirme raporu? almak zorundadır. Toplam 5 ruhsat vermenin gıda güvenliği, tüketiciyi koruma veya çevreyi koruma ile ilgisini anlamak mümkün görülmemektedir. AB ülkelerinde gıda üreten işyeri hayvansal menşeyli ham madde veya gıda üretiyorsa üretime geçmeden ilgili yetkili otoritede ?onay? almak , bunun dışındaki üreticiler faaliyete geçtikten sonra gidip ilgili kuruma ?kayıt? yaptırmak zorundadır. Yani bir ruhsat alarak işlerine bakmaktadırlar. Ülkemizde lüzumsuz ruhsatların sektöre getirdiği ekonomik kayıpları hesap etmek zor görünmektedir. Bunun nedeni değişik kurumların değişik ücret almaları ve değişik formalite uygulamalarıdır. 560 sayılı KHK nın yürürlükte kaldığı 1995-2004 yılları arasında 27000 işyerine değişik ruhsatlar verilmiştir. O dönemlerde Sağlık Bakanlığının yaklaşık 1500 YTL Tarım Bakanlığının da aynı miktarda para aldığı bilinmektedir. Belediyelerin aldığı paralar ise belediyesine göre değişmektedir. Ankara da Çankaya belediyesi işyerinin metrekaresine 50 YKRŞ ve evrak ücreti olarak ta 200 YTL, Altındağ Belediyesi işyerinin metrekaresine 1 YTL ve evrak ücreti olarak ta 200 YTL almaktadırlar. Bu ücretlerin yanında üretici, esnaf ve sanayicinin zaman kaybı ve yaşadığı stres de işin başka bir ekonomik değerdir. Ruhsatlar bir defaya mahsusu alındığı için yıllara sarih değerin de hesaplamak ancak tahmini olacaktır. Bunu da yıllık olarak 200 YTL olarak tahmin edilmektedir. Sektöre bunun yıllık maliyeti (200x27 000)= 5 400 000 YTL (5 400 000:1.174)= 4 599 659 Amerikan Dolarıdır.

Sağlık Karneleri

1593 sayılı kanunun 126. maddesi; ?Yenilecek ve içilecek şeyler satan veya veren veyahut taharet ve nezafete mütaallik sanatlar ifa edenler her üç ayda bir kendilerini muayene ettirerek bir sıhhi rapor almağa mecburdurlar. Bunlardan devrei sirayette frengi ve sari verem ve cüzzama müptela olanlarla halkın istikrah ve nefretini mucip bir cilt hastalığına duçar olanlar sanatlarını icradan men olunurlar? 127. maddesi ise ?126 ncı maddede zikrolunan sıhhi muayene meccanen belediye tabipleri tarafından yapılır. Belediye tabipleri bulunmayan yerlerde bu vazife hükümet tabipleri tarafından icra olunur. Mahalli belediyelerince hangi meslek ve sanat erbabının muayeneye tabi olduğu 266 ncı maddede zikredilen nizamnameye dercolunur.? Demektedir. Kanuna göre gıda ile uğraşan ve hamam, berber vb yerlerden çalışan herkes üç ayda bir belediye veya hükümet tabibine giderek ücretsiz bir sağlık raporu almak zorundadır. Belediyeler hangi mesleklerin sağlık raporu alacaklarını ?sıhhi zabıta talimatnamelerinde? belirlemek zorundadır. Ağırlıklı belediye hizmeti olarak planlandığı için her belediye ayrı uygulama yapmış bununla ilgili değişik kararlar almıştır. Ama genel olarak gıda üreten ve satanlar(kahvehaneler dahil) ile berber, hamam vb işyerlerinde çalışanların üç ayda bir sağlık raporu almaları zorunlu kılmışlardır.

Belediyeler bunu esnaf ve sanayiciden isterken kendi yemekhanelerinde, çay ocaklarında çalıştırdıkları ve denetlemeye gönderdikleri personellerini muayene ve tetkik yaptırarak böyle bir rapor verme ihtiyacı hissetmemişlerdir.

Belediyeler bu hizmeti hiçbir zaman bedava yapmamışlardır. Değişik hizmet adları kullanarak bunu ücretlendirmişlerdir. Günümüzde belediyeler ilk müracaata 10 YTL daha sonraki her üç ayda bir 6.5 YTL ücret almaktadır.

Yaklaşık 27 yıldır çalıştığım ve çalışmaya devam ettiğim belediyelerden, her hangi bir personelin her üç ayda muayene yapılmasına rağmen kanunun belirlediği iş kollarında birisinde çalışmasının sakıncalı olabileceğine dair bir rapora rastlanılmamıştır. Kanundaki ifadesi ile ?sanatlarını icradan men olmamışlardır?.

1930 da yürürlüğe konulan Bu uygulamanın gıda güvenliğine ne kadar katkı sağladığı kanunda sayılan hastalıkların ülkemizdeki durumları izlenmediği için o zamanda günümüze olduğu gibi bırakılmıştır. Gelişen ve değişen şartlara uyumlu hale getirilmesi hiçbir zaman kimsenin aklına gelmemiştir.

Çapraz kontaminasyon (bulaşma) olarak adlandırılan, insanda gıdaya, gıdada insana bazı hastalıkların bulaşma riskini ortadan kaldırması amacına yönelik olan uygulama ile ilgili literatür bilgi yok denecek kadar azdır. ABD Hastalık Kontrol Merkezi(CDC)?nın 1993-1997 tarihleri arasında gıda kaynaklı hastalıkların sebepleri arasında Gıdaların uygun olmayan sıcaklık derecelerinde tutulması ( % 37), Kontamine alet/ekipman (% 16) Zayıf personel hijyeni ( % 19) Yetersiz pişirme ( % 6) Güvenilir olmayan kaynaktan gıdaların temin edilmesi ( % 11) Diğer nedenler (% 11) olarak belirlemektedir. (Kaynak: food safety and sanitation) Personel hijyeni diye belirlenen daha çok insanın el, giysi, davranış vb olarak değerlendirilmektedir. AB ülkelerin bazılarında (Litvanya) yılda bir defa gıda ile doğrudan teması olan çalışan personelden ve denetimde görevlendirdiği denetçide sağlık raporu istemektedir. Bazılarında (Almanya) ise böyle bir uygulama yapılmamaktadır. Gıda ile doğrudan temas eden bazı üretim yerlerinde yılda bir defa sağlık raporu uygulanması gıda güvenliğine katkı sağlayabilir. Ancak bu mevcut uygulamanın çok küçük bir bölümünü oluşturacaktır.

Sağlık Bakanlığı uzun yıllar konu ile ilgilenmemiş, özel sektöründe bu rapor işlerinden pay almak istemesiyle kendi hukuk müşavirliğinde bir görüş alarak sektöründe bu işten pay almasına sağlamış bunu da bir genelge ile (21.12.1994)valiliklere göndermiştir. Kanunda bedava olan ve belediye ve hükümet tabibinin yapması gereken bir iş, mütalaa ile özel sektöründe hizmetine açılmış ve değişik yorumlar yapılarak ücret alınması sağlanmıştır. Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün 2005/9 sayılı genelgesi ile yapılacak tetkikleri merkezi olarak saptanmıştır. Bu genelge ile ; Her üç ayda bir rapora ilave olarak, Gaita Kültürü ( Salmonella ve Shigella yönünden, en az yılda bir), Dışkının mikroskobik incelenmesi ( Entamoeba, histolytica kistleri, giardia lamblia kistleri ve helmint yumurtaları yönünden, en az altı ayda bir) Boğaz ve Burun Kültürü (Staphylococcus aureus yönünden, en az yılda bir) Akciğer Grafisi ( Tüberküloz yönünden, en az yılda bir)

Belediyelerin başlangıçtan ve sonraki her üç aydan aldıkları ücretler belediyesine göre değişmekle birlikte ortalama olarak ilk müracaata 10 YTL daha sonraki her üç ayda bir 6.5 YTL ücret almaktadır. Yıllık maliyeti 29.5 YTL dır. Bakanlığın belirlediği diğer tetkikleri için ise yılda ortalama bir çalışan için 70 YTL ücret ödenmektedir. Bu işlemler her 3 ayda bir tekrarlandığı için ortalama bir çalışanın 1 gün iş kaybına, yılda ise 4 gün iş kaybına neden olmaktadır. Bunun işverene bir yıllık maliyeti asgari ücret üzerinde ( 889:30x4 ) = 118 YTL dır. Bir çalışanın her rapor almaya gidiş ve dönüş ücreti olarak ortalama 2 YTL, bir yılda ise (2x4)= 8 YTL ulaşım gideri olarak işverene mal olmaktadır. Bir çalışanın sağlık raporu vesilesi ile işverene toplam yıllık maliyeti (29.5+70+118+8) = 225.5 YTL dır.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı verilerine göre 450 000 toplu beslenme ve gıda satış yeri, 27 000 gıda üretim yeri olmak üzere toplam 477 000 işyeri mevcuttur. Bu işyerlerinde çalışan sayısı ortalama sahipleri de dahil 4 olduğunu varsayarsak (477 000X4)= 1908000 çalışan etmektedir. Ülkemizdeki kahvehanelerin sayısı ile ilgili sağlıklı istatistiği bilgilere rastlanılmamıştır. Türkiye Kahveciler Kıraathaneciler Büfeciler Federasyonu yetkililerinin tahminlerine göre ise yaklaşık 500 000 kahvehane bulunmakta ve 1500 000 insan çalışmaktadır. Bu sektörde üç ayda bir sağlık raporu alan toplam (1 500 000+1 908 000)=3 408 000 insan sayısına ulaşılmaktadır. Bir çalışanın maliyeti yılda 225.5 olduğuna göre sektöre toplam maliyeti(225.5x3 408 000)=768 504 000 YTL (768 504 000:1.174)=654 603066 Amerikan Doları etmektedir.

Denetimdeki Çok Başlılık

Gıda sektörü eskiden beri değişik yasaların verdiği yetkiye dayanarak devletin birçok kurumu tarafından denetlenmektedir. Bunlar; Belediyeler( 1593, 5216,5393) İl Özel İdareleri (5302) Tarım Bakanlığı(5179, 3285, 441-KHK) Sağlık Bakanlığı(1593, 181-KHK) Sanayi Bakanlığı(4077) Maliye Bakanlığı(4250) İçişleri Bakanlığı(3572) Dış Ticaret Müsteşarlığı, Adalet Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı(2634), TSE(132) dır. AB ülkelerinde gıda güvenliğine bir bütün olarak bakılmaktadır. Çiftlikte sofraya gıda güvenliğini sağlamak için, hayvan sağlığı ve refahı, bitki sağlığı ve hayvan yemlerini de gıda güvenliği içerisinde değerlendirmektedir. Bütün bu hizmetler tek yetkili otorite tarafından yapılmaktadır. Ülkemizde 2004 yılında AB mevzuatına uyum amacıyla yürürlüğe konulan 5179 sayılı kanun bu ihtiyacı gidermemiş, yetki ve sorumluluklar net olarak belirlenmemiştir. Nitekim Çankaya Belediyesinin açtığı davalar donucu Tarım Bakanlığına sadece ikincil mevzuat düzenleme yetkisi kalmıştır. Danıştay bakanlığın ruhsat verme ve piyasa gözetimi ve denetimi yetkilerini almıştır. Hükümet bir yandan AB ne gıda ile ilgili tek yetkili otorite olarak Tarım ve Köyişleri Bakanlığını göstermekte, öbür yandan bakanlığın taşra örgütlerini yerel yönetimlere bağlamak için düzenleme yapmaktadır(5227 sayılı yasa). Buna tam olarak karar veremediğinde kanun düzenlemeleri de eksik ve yanlış yapılmaktadır. Belediyeler denetimle ilgili norm düzenlemedikleri için denetim ve ruhsatlandırma giden kişinin inisiyatifine kalmaktadır. Belediyelerde değişik müdürlükler(zabıt, sağlık, veteriner, iktisat vb) denetleme ile yetkili olduğu için kendi bünyesinde çok başlılığı yaratmaktadır. Birçok kurumun denetimde yetkili olması gıda güvenliğine katkısı olmadığı gibi, sektöre büyük zararlar vermektedir. Bu zararların yıllık maliyeti hesaplamak için yöntem belirlenemediği için hesap edilememiştir.

Sonuç

İzaha çalışılan yanlış ve gereksiz uygulamalar sektörün örgütlü olduğu oda, dernek vb STK tarafında önemsenmemektedir. Esnaf ve sanayici karşılaştığı zorlukları bireysel çabası ile geçiştirmeye çalışmaktadır. Üyeler tarafından sorun meslek örgütlerine iletilmeyince, sorun olarak algılanmamakta, bu nedenle çözüm yolları ve öneriler hazırlanmamaktadır. Kanunda açıkça bedava olarak yapılması öngörülen sağlık raporu için bile bir kişinin itiraz edip dava açtığı görülmemektedir. Zaten böyle itirazlar yapılsa, belediye ve bakanlığın fütursuz davranamaz. Konu ile ilgili düzenlemeler TBMM de görüşülürken sektör yetkilileri komisyonlara temsilci olarak oda, federasyon vb çalışanlarını göndermektedirler. Sorunları bire bir yaşayan ve uygulamayı bilen esnaf veya sanayiciyi göndermemektedirler. Sorumlu yöneticide 304 410 562 Amerikan Doları, ruhsat bolluğunda 4 599 659 sağlık raporlarında 654 603066 Amerikan Doları olmak üzere toplam 963 613 287 Amerikan Doları sektörün cebinde çıkmaktadır.Sanayici ve esnafın cebinde lüzumsuz yere çıkan bu paralarla sektörün birçok probleminin çözüleceğini ve rekabet gücüne artıracağı kuşkusuzdur. TÜİK verilerine göre bir kişinin istihdam bedeli 20 000 ABD dolarıdır. Hiç bir şey yapılmazsa yılda (963 613 287:20 000)= 48 180 kişiye iş imkanı yaratılmış olunur. Bir diğer ifade ile her yıl Muğla?nın veya Bitlis?in tüm nüfusuna iş bulma imkanı yaratılmış olunur.
{mos_fb_discuss:43}