İnsanlık tarihi boyunca gıda hep stratejik ürün, gıda güvencesi de devletlerin en önemli konularından birisi olmuştur. Son iki yüzyılda da insan olunmasından kaynaklanan ve yaşamı sürdürebilmek için gereken gıda maddesini tüketebilme hakkı olarak tanımlanan "Gıda Güvencesi Hakkı" ortaya çıkmış ve bu hak, Evrensel İnsan Haklan Beyannamesi'nde de "Yeterli Gıdaya Ulaşabilme Hakkı" şeklinde yer almıştır. Dünya nüfusundaki hızlı artış ve insanların beslenmesi zorunluluğu tarımsal araştırmalara önem verilmesini sağlamış, bu araştırmalar sonucunda, özellikle son 50 yılda tarımsal üretimde önemli artışlar elde edilmiştir. Ancak bu yeni üretim tarzı, gıda kaynaklı sağlık risklerini de beraberinde getirmiştir.

Yeni üretim tarzı sonucu ortaya çıkan gıda kaynaklı sağlık riskleri; insanların, gıda endüstrisine ve ilgili otoritelerin güvenli gıdanın sağlanması çabalarına olan güvenlerini sarsmıştır. Yakın dönemlerde ortaya çıkan krizler sonucunda öncelikle gelişmiş ülkeler, gıda güvenliğini en önemli öncelikleri arasına almışlardır. AB'de; tüketiciler için risk oluşturabilecek, kendi standartlarının altında herhangi bir durumu kabul etmeyeceğini açıkça belirtmiştir. Yeni üyeler de AB'nin uyguladığı gıda güvenliği mevzuatına uyumun önemini anlamışlar ve kendi iç mevzuatlarında yeni düzenlemelere gitmişlerdir.

Dünyada ve AB'deki gelişmelere paralel olarak Türkiye'de de gıda güvenliği önem kazanmış 27.05.2004 tarihinde 5179 sayılı "Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararname'nin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun" kabul edilmiş ve "gıda güvenliğinin temini" bu Kanunun doğrudan amacı olmuştur. Ayrıca, gıda güvenliğini temin için bu kanun çerçevesinde bir dizi yönetmelik ve tebliğler yayınlanmıştır.

Kanunun kamuoyuna tanıtılmasıyla yaratılan olumlu hava ve gıda denetçilerinin özverili çalışmaları sayesinde bütün imkansızlıklara rağmen gıda güvenliği konusunda ülkemizde önemli mesafeler kat edilmiştir. Yapılan denetimlerin etkisiyle özellikle büyük ölçekli işletmeler ile az sayıdaki küçük ölçekli işletmeler (gıda güvenliği konusunda duyarlı işletmeler) kendi gıda güvenlik sistemlerini oluşturma ve geliştirme yoluna gitmişlerdir. Gıda güvenliği için daha fazla sermaye ve iş gücü harcayan işletmeler, gıda güvenliği bilincinin daha geniş halk kesimlerinde kabul görmesi üzerine, talep artışı sonucu üretimlerini artırmak ve büyümek suretiyle harcamalarının karşılığını almışlardır. Ancak, bugün itibariyle kanunun uygulanması noktasında durgunluk ve gerileme dönemine girilmiştir. Şöyle ki; Yapılabilecek ihlallere karşı, bir Gıda Kanununun yürürlüğe konması tek başına gıda güvenliğini sağlamaya yetmez. Uygun işletmelerde üretildiği varsayılan ürünlerin güvenlik şartlarını taşıyıp taşımadıklarının kontrolünün yani doğrulamasının da yapılması gereklidir. "Gıda güvenliği, devletin sorumluluğu olup, bahse konu kontrol ve doğrulama da etkin bir denetimle sağlanabilir." Çünkü ihlallerin tespit edilerek yaptırım iş ve/veya işlemlerinin başlatılması, yapılacak denetime bağlıdır. Aksi takdirde yaptırım gücünden yoksun kalacak olan kanun fiilen yürürlükte olmayacaktır.

Bakanlık 5.000 civarındaki denetçisi ile yaklaşık 500.000 işyerini denetlemektedir. İşyerinin büyüklüğüne ve ürün çeşitliliğine bağlı olarak; denetim sürecinin birkaç saatten bir güne veya daha fazla zamana ihtiyaç gösterdiği, küçük işletmelerin çokluğu ve dağınıklığı ve en az iki kişilik ekiple denetim yapılması zorunluluğu düşünülürse, gıda güvenliğine yönelik etkin bir denetimin sağlanamayacağı açıktır. Gıda denetçilerinin sayısal yetersizliğinin yanında, nitelik yönünden de eksiklikleri vardır. Etkin bir denetim için iyi eğitim almış, gıda konusunda yeterli bilgiye sahip, donanımlı, iletişim sağlayabilen ve kendisine güveni tam denetçilere ihtiyaç vardır. Bakanlıkça yetkilendirme amacıyla verilen gıda denetçisi eğitimleri, süre ve nitelik olarak oldukça yetersizdir.

Türkiye'de gıda güvenliği bilincinin vatandaşlar arasında tam anlamıyla yerleşmemiş olması, çok sayıda ve yetersiz donanıma sahip işletme, gıda güvenliği konusunda eğitimsiz ve yeterli bilgiye sahip olmayan işletme sahipleri bir gıda denetçisi tarafından dikkate alınmak zorundadır. Bir denetçinin işyerinde yaptığı denetimin amacı sadece eksikliğin veya yanlışlığın tespiti ve bunun sonucunda cezai müeyyidenin uygulanması değildir. Gıda denetçisinin gıda güvenliğini temin için yaptığı denetimde, eksiklikleri ve yanlışlıkları tespit ederek kanunun uygulanmasını sağlaması, daha da önemlisi işyeri yetkililerini gıda güvenliği ve üretimden kaynaklanan riskler konusunda uyarması ve bilgilendirmesi de gerekmektedir. Ancak yeterli eğitim, bilgi, donanım ve tecrübeden yoksun denetçilerin bu işte ne derecede başarılı olacakları tartışılabilir. Aynı işleri yapmalarına rağmen, gıda denetçileri arasındaki meslek gruplarına göre ücret ve sosyal haklar yönünden farklılıklar bulunması ve ücret yetersizliği de denetçiler üzerinde denetimin etkinliği noktasında motivasyon eksikliğine sebep olmaktadır. Bir kanunun yürürlükte kalmasının en önemli unsuru, yaptırımlar ve yaptırımların uygulanabilirliğidir. Ceza metinlerini içeren normların uygulanması bu hususla görevli resmi görevlilerin (5179 da denetçiler) harekete geçmelerine bağlıdır. Çağdaş hukuk düzeninde cezai müeyyide; "kanun hükmünü ihlal edenle, toplumun ortak yararını göz önüne alan ve kişiyi yeniden sosyalleştirerek toplumun üretken ve kanunlara saygılı bir bireyi haline getirme amacı güden bir tedbir ve sosyal tepki" olarak değerlendirilmektedir. Denetimde de nihai hedef, cezai müeyyidelerin uygulanması değil, aynı zamanda ihlalleri yapanların tekrar ihlal yapmalarını önleyerek kanun hükümlerine uymalarının sağlanması ve gıda güvenliğinin temini olmalıdır.

Bugün gelinen noktada denetçilerin çalışma ortamları ve içinde bulundukları koşullar sebebiyle denetimlerin etkinliği tartışmalı hale gelmiştir. Denetçiler bulundukları bu baskı ortamında zamanla yürürlükteki metinleri uygulamamayı zorunlu kılan bir ruh haleti içine girmektedirler. Yukarıda bahsedilen ve benzer olumsuz koşullar denetimlerin etkinliğini azaltarak denetleyici kurum idarelerinin güvenilirliğini yıpratmaktadır.

Bu aksaklıkların giderilmesine yönelik önlemlerin kısa sürede alınmaması, gıda denetçilerinin ekonomik ve sosyal şartlarının iyileştirilmemesi, denetçilerin çalıştığı idarelerin yeniden yapılandırılmaması (akredite olmaları, iyi eğitimli ve yeterli sayıda denetçi temini v.s.) halinde; 5179 sayılı Kanunun fiilen yürürlüğünü sağlayan cezai yaptırımların uygulanabilmesi için bu görevliler (Gıda denetçileri) harekete geçmeyecek ve elimizde hukuken yürürlükte olsa bile yaptırım unsuru olmadığı için cebrilikten yoksun, vatandaşların isterlerse uydukları bir gıda kanunu kalacaktır.
 
Ziya Günal'ın resmiZiya GÜNAL
Veteriner Hekim
Antalya Tarım İl Müdürlüğü 
Kontrol Şube Müdürlüğü